Bugünkü konumuz oldukça güncel. Hayvan Özgürlüğü ve bu önemli konuyla direk ilgili olan
bu durum yaşam açısından dikkatleri üzerine topluyor.

Şarbon; ot yiyen hayvanlardan insana geçen bakteriyel bir hastalıktır. Hayvanın kanından kesilirken ve yenmiş etten insana geçtiği gibi hayvandan hayvana da hızlı bir şekilde yayılır. Bacillus antrcis adı verilen bakterinin insana geçtiğinde yerleştiği üç ayrı organ vardır. Akciğer, mide ve deri. Her tür farklı bir seyir gösterir ve tedavisi de ona göre ayarlanır.
Hepsinde en önemli ayrıntı erken bir evrede hastalığı farketmektir.
Tüm bunların ışığında binlerce hayvanın yurt dışından son derece sağlıksız ve vahşice taşınıp getirildiğini düşünürsek böylesine tehlikeli bu hastalığın yayılmaması imkansız gibi görünmektedir. Yapılan kontrollerin yetersiz olduğunu bu ithalat başladığından beri birçok ”bağımsız” medya organı dile getirmiş olmasına rağmen gelen hayvanlar kesilmeye Çiftliklere yerleştirilmeye devam etmiştir.
Son olarak Kurban Bayramı son noktayı koymuş, ithal hayvan satılmadı denmesine karşın bu hastalık bir anda hortlamıştır. Bu söylemin doğruluğu tartışılır.

Şarbon, erken tedaviye alınmadığı zaman ölümcül bir hastalıktır. Tek umut ışığı insandan
İnsana geçmemesidir. Aşı koruyucu niteliktedir.
Dünya üzerinde bu hastalığın dağılımını düşündüğümüzde Akdeniz ülkeleri arasında bir
Yaygınlığın olduğu fakat bu vakaların çok nadir görüldüğü saptanmıştır. Öyle ki aşısı dahi yaygın bir biçimde uygulanmaz iken bizde bu hastalığın bu şekilde baş göstermesi dikkat çekicidir.
Hayvansal beslenme ve etin sağlıklı bir beslenme unsuru olduğunun dayattırılması sonucu gerçek sağlığın ana direği bitkisel beslenmeden uzaklaşılmıştır. Oysa bitkisel beslenme her açıdan uzun yaşamın ve kanserden uzak kalmanın tek yoludur.

Şarbon, hayvansal ürünlerden, tüylerden ve deridende geçmektedir. Solunma yolu ile alındığında da son derece tehlikelidir.
Hayvansal bir üretimden, hayvan sömürüsü içeren yaşamdan uzaklaştığımız zaman tüm bu risklerden daha uzak, daha temiz ve daha sağlıklı bir dünyada yaşayacağız.
Devlet politikaları her zaman doğruyu ve gerçeği yansıtmaz bunu unutmamak gereklidir.

Son olarak mart 2018 de Kaleme aldığım İstanbul İl Tarım Müdürlüğünün önünde HAYVAN ÖZGÜRLÜĞÜ AKTİVİSTLERİ olarak yaptığımız basın açıklamasını yayınlıyorum.

11.03.2018
Basına ve kamuoyuna,
Bugün burada binlerce kilometre uzaktan korkunç şekillerde zorlanarak, gemilere veya tırlara yüklenerek vahşi, işkence dolu, kendi dışkıları içinde, hareket ve hava alma ortamı çok kısıtlı koşullarda ölüme getirilen binlerce hayvanın adına toplandık…
Devletlerin ucuz et politikası kapsamında dünya kıtaları arasında sürekli gerçekleşen bu vahşi ticaret derhal bitirilmelidir!Ülkemizde artan et fiyatlarını düşürmek için hız verilen bu ticaret, hayvanlara yapılan kabul edilemez eziyetleri içermektedir. Ayrıca yol açacağı muhtemel halk sağlığı riskleri de cabasıdır. Dolayısıyla, her açıdan yanlış olan bu kanlı ticaret derhal son bulmalıdır.
Henüz yılın ilk çeyreğini tamamlamadık.21 Şubat’ta Brezilya’dan NADA isimli gemiyle 25.000 sığır Mersin Limanı’na getirildi, 3 Mart’ta Avusturalya’dan ithal edilen 73.000 koyun, 8.200 adet sığır MYSORA adlı gemiyle Tekirdağ Limanı’na ulaştı. Bu hayvanlar kendi dışkılarının içinde haftalarca yolculuk yaptı. Eziyete dayanamayıp yolculuk sırasında ölen çok sayıda hayvan oldu. Türkiye’nin ithal et anlaşmaları yüzünden bu ölüm yolculuğu ihaledeki sayı tamamlanana kadar devam edecektir. Biz buna kesinlikle karşıyız.
NADA’nın ve MYSORA’nın yolcuları şu anda ülkemizin çeşitli mezbahalarından tabaklarınıza servis edilmek üzere hazır hale getirilmektedir! Köle ticaretinden hiçbir farkı olmayan bu sömürü ticaretinin bitmesi için sesimizi yükseltmeye devam edecek ve asla vazgeçmeyeceğiz. İnsanlar et yemeden de sağlıklı ve uzun bir yaşam sürebilirler. Yaşamak için başka bir canlının hayatını elinden almak zorunda değiliz. Hele ki bu şeklide zulmetmek asla kabul edilemez. Devletimizin yetkililerine ve halkımıza sesleniyoruz: Köle ticaretinden hiçbir farkı olmayan, yaşam hakkını yok eden bu tutumdan vazgeçin! Yaşananları bilerek vahşete ortak olmayın! İnsanlarla aynı duyguları yaşayan diğer canlıları sadece mal ve yemek olarak göremeyiz. Bu gidişe dur demek zorundayız. Bilimsel ve etik anlamda doğru davranmaya mecburuz. Yaşam hakkı kutsaldır. Bizler yaşananlara ve sonuçlarına dikkat çekmek için mücadelemize çoğalarak devam edeceğiz!
Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri

Önceki

İdama mahkum edilen Panahi'den mesaj

Sonraki

AK Parti'den ittifak açıklaması