Banksy, Zehra Doğan’ın mektubunu paylaşmış haberinin ne yazık ki veriliş biçimi itibari ile benim için bir değeri yok. Başlığı görünce habere tıklamadım. Tıklansın diye yapılan haber tıklamamaya yolaçtı benim için. Banksy, Zehra Doğan’a bakarken ve siz de ona bakın derken biz Banksy’e bakmış oluyoruz bu haber yapma biçimiyle. Oysa Banksy’e zaten bakılıyor… Banksy, yüzünü değil fikrini ve işini gösteren biri olarak Zehra Doğan’a yaklaşırken biz neye yaklaşıyoruz bu tavrımızla?

Burada bir sanatçının diğeri ile dayanışması varken, bizimse Banksy’e dayanarak, Zehra’yı artık dünya da biliyor dememiz…

Yani bu durum Banksy’nin ne yapmaya çalıştığını önemsemekle alakalalı bence. Ne yazık ki muhalefette de anaakım, havuz, merkez neyse ne dediğimiz medyalamanın sinsice sızmış hastalıkları mevcut. Geçen hafta Evrensel’den İsmail Gökhan Bayram’ın ‘’Muhalif medyada tık avcılığı’’ yazısı laf olsun, köşe dolsun diye yazılmış değil. Durumumuzu anlatması açısından değerli ve dikkate değer. Yoksa kim yola ”ilerde çürüyeyim!” diye çıkıyor ki? Biz sürekli karşımızdakine bakarken, kendimize de bakmayacak mıyız, kendimize bakma sırası ne zaman gelecek?

Neyse, Zehra Doğan, ilginçlik olsun, dışarıda haber olsun diye değil, öyle olduğu için resim yapıyor anladığım kadarıyla. O öyle olduğu için cezaevinde renkleri, boyaları nerden bulacağım demiyor. Regl kanından, kuş dışkısından ürettiği boyalarına el konduğunu anlatıyor.
”Reglseniz dışarı çıkmayın” denen erkek iktidarında, içeri tıkılan kadınlar regl olursa ne olur? Sanat olur mu?

Onu güçlü kılan da bu. Bu haliyle esas olarak karşısındakine karşı değil, kendi düşündüğü, mücadelesini ettiği şeye odaklanmış durumda Zehra Doğan. O odaklandığı için güçlü zaten.

Bu davranış biçimi genellikle siyasette ve günlük yaşamda Zehra’nın tam tersi olarak ortaya çıkıyor. Diğerine göre konuştuğunuz, konumlandığınızda kendinizi de kaybediyorsunuz bir süre sonra. Nihayet, sürekli eleştirmek için en çok konuştuğunuzun hayatınızı doldurmasıyla hizalanmış oluyorsunuz ister istemez. Bana sorsanız, her şey ederi kadardır. İktidar, sen ona bu kadar bakmasan bu kadar belirleyici olabilir mi gerçekten? Cezaevinde Zehra’yı dahi belirleyemezken, dışarıda insanları nasıl belirleyebilir? Elbette Zehra’ya yaptığı baskı gibi üretim araçlarınızı elinizden alabilirler ve alıyorlar da ama ama bu durum, biz ürettiğimiz, vazgeçmediğimiz sürece olacak olan değil midir? Resim yapmazsanız aletlerinize el koyamazlar, el koyacak aletiniz olmaz sonuçta.

Kimi muhalefet açısından, ben ne istiyorum sorusunun cevabı ‘Ama o, ama iktidar’ diye veriliyor ve günler böylece geçiyor. Günler geçince biz de geçip gitmiş oluyor muyuz?
Meselemiz o iktidar varken neyi nasıl yapacağımızdır. Daha ileri gideyim, yarın iktidar gibi muhalefetin de olmadığı, yani sınıfların olmadığı bir dünyada ne yapacağımızı da biraz olsun bilmeli, düşünmeli. Hayal ettiğimiz dünya olsa, işte orada da bahanelerinle yaşamı geçirebilirsin yoksa…

Bunu mevcut iktidar açısından söylecek olursam, istedikleri her şeyi bir şekilde elde ettiler. Kendi yaptıklarına devrim dahi dediler. E o halde edebiyatları nerde? Tiyatroları, sinemaları nerede? Araba nerede? Uçak nerede? Adalet nerde? Mutluluk nerede? Hadi zamana ihtiyaçları var ve ”bugünden yarına olmaz” dediler, bunun olacağına dair ipuçları nerede? Kaç yüzyıl daha süre isterler Zehra Doğan gibi bir resim yapabilmek için?

Ben ‘’Onlar niye var!” diye düşünen bir değilim. Onlar varken de ben nasıl varolacağım sorusunu sormayı önemsiyorum. Bu haliyle aydınlık yerlere gitmeye çalışan değil, olduğu yerleri aydınlatmayı dert ediyorum. (Elbette bazen gidersiniz ve gitmek bazen kalmayı içerir William Saroyan gibi, Ahmet Kaya gibi.. Neyse, konumuz şimdi bu değil)

Hepimiz biliyoruz, bahaneler bulmak, ama demek bazen o işi yapmaktan kaçınmakla alakalı. Yapacak olan kişi ne olursa olsun bir şekilde yapıyor işte Zehra gibi. Ve öyle bir yapıyor ki siz roman yazmak için Demirtaş, Balüken gibi cezaevinde olmanın iyi bir şey olduğunu zannediyor olabilirsiniz. Objektif olarak söylemek gerekirse bu kişilerin yaratıcılığından ayrı olarak söylüyorum, cezaevinde olmasalardı bu eserler yine de olur muydu bilmiyorum. Seher değil ama belki başka bir şey olurdu ama insan işte mutlaka üretiyor, direniyor.

Muhalefet olmak o zorluklar altında dahi sizi yaratıcı da kılar eğer mücadele ediyorsanız. O yokluk ve anlaşılmama hali dili daha etkili dili kullanmaya, yazmaya iter. İktidar güçlü olmanın rehavetiyle tembelleşirken, muhalefet üretir durur. İktidar hesap sorulmazlık rehavetiyle üç beş kelime ile konuşurken siz anlaşılma gayretiyle binlerce kelime ile konuşursunuz, yoksa da dili üretirsiniz. Bu haliyle iktidarın duru hazindir, kültür sanat ve dil yaratıcı, vazgeçmeyen muhalefetin elindedir her zaman. Eh elbette b yüzdendir iktidar da muhalefet olup ürtenleri bir şekilde yanına almaya çalışır ya. Kendisi üretiyor olsa ne diye uğraşsın değil mi? İktidarın yanına geçen muhalefetinde üretmekten vazgeçip artık güçle yaşamayı tercih ettiğini söylemem gerek var mı? İktidar olup üretenlerin, eskisi gibi etkili eserler yapanlar var mı? Bu yüzden iktidarın ‘Kültür sanat alanında da hegemonyayı muhalefetten alacağız’ demesi çok hazin. Asla olamayacak şey yani.

Yaratıcı ve mücadeleci insanlar nerede olurlarsa olsunlar orası ‘merkez’ oluyor. Güç aslında böyle bir şey işte…

Hayranlıkla seyredil Marslı filmi dahi bunun üzerine kurulu değil mi? Kuş dışkısı dahi değil kendi dışkısından kendi yaşamını Mars’ta üreten bir kişi olarak Matt Damon’a diyebiliriz ki en azından senin dışkılarına Mars’ta el konmuyor.

Yolda izde üzerimize kuş dışkıladığında ‘şans’ zannettiğimiz kadar, tam tersi sinirleniyor da olabiliriz. Zehra bize şansın olmadığını, onun yaratıldığını anlattı. Bir kuş dışkısının dahi nasıl bakılması gerektiğini anlatıyor.

Şimdi biz geçmişin ressamlarına, yazarlarına öykünürken bugünün ressamlarını göremiyoruz bazen. Oysa o insanlar her çağda bir şekilde varlar. Ömer Hayyam’la aynı çağda yaşasak belki bu ne be derken Ömer Hayym’ın bu çağda da olsa nasıl bir tutum alacağını görmek istemiyoruz.

Şöyle diyor Zehra röportajda: Resimlerimi yapmaya devam ediyor olmam belki de tam olarak inattan değil. Asıl inatçı onlar.

Haklı aslında direnen biz değiliz. onlar. Biz olağanı yaparken onlarsa olanı oldurmamaya çalışıyor…

Önceki

Atatürk'e hakaret eden S.İ tutuklandı

Sonraki

Titanik'te hangisi yoktur?