Her şey bir yangınla başlamadı. Daha önce de yanmamış mıydık? Fakat bu sefer kelimenin gerçek anlamıyla insanlık da yandı. Ege’nin karşı yakasında çoluk çocuk, kediler, köpekler ve Angelopulos’un film arşivi, Ege’nin bu yakasında ise insanlık! O tarafta acı bizzat hissedilirken bu taraftan soyut bir yanma ile birlikte acıyı hissetmeye çalışanlardan çok keyif alanlar vardı. Kötülüğün nasıl da bir anda yayılacağını soyutlama yeteneğine sahip herkes iyi biliyor. Bakmayın soyutlama yeteceğine sahip insanlar dediğime. Öyle ya da böyle şiirin, edebiyatın, Mevlana’nın, Yunus Emre’nin olduğu yerde herkes biliyordur muhakkak soyutlama nedir. ‘Biliyordur ama oralı olmuyordur’ konusu ise ayrı. Bakalım keyiflenenler nereli, oralı mı buralı mı? Köroğlu’nun olduğu yerde Bolu Beyi’nin mi torunlarıyız yoksa Köroğlu’nun mu? Israrla Bolu Beyi’nin torunlarıyız denilse de, ve bu inatla alkışlanıyor olsa da tartışma bitmiş gibi gözükebilir ama yine de öyle değil.

Kötülük bazen uzaktakine duyulan nefretle başlayarak meşrulaşıyor ve o başladığında yakınınızda olana da çok çabuk geliyor. Atina’da çıkan büyük yangınla Yunan çocuklarının ölmesinden duyulan keyif, Meriç sularında ölen çocuklara karşı da, çok daha öncesinden olduğu gibi Uğur’a da, Ceylan’a da, Cemile Çağırga’ya da karşı en azından kayıtsızlığa yol açıyor. Sivas’ta ateşle yakılanlara sevinen komşusunun yanmasına da sevinmez mi? İnsan bir kez susmaya başlayınca ya da nefretine teslim olunca, ‘anlayamıyoruz’ çocuklara yapılan kötülüklerin yüzde 70 oranında nasıl da yakından geldiğini. Her anne baba iyi bilir çocuklarına yakınlarından gelen kötülükleri. Bilir ama çoğu söylemez o ayrı. Bırak başkasına söylemeyi, çoğu kendine bile söylemez o ayrı. Kendi başına gelenler, çocuğunun başına gelse de söylemez ama o ayrı. Bilmek ile tutum alma cesareti aynı değildir işte bu ayrı değildir. Ne diye kızmıştı 7,5 yaşından beri babasının istismarına uğrayan çocuk ‘Beni babama gönderen annemden de…’’

Bazen de tam tersi yakınımızdan başlayıp uzak olana doğru yayılıyor kötülük. Ama asla durduğu yerde durmuyor. Soma’da, Roboski’de olanın yaydığı Yunan’a da, Suriyeliye de uzanıyor.

Nefretle birlikte o politikanın altında yaşamak zorunda kalmak da birbirine karıştırılıyor. Dün Kemalizm’in iktidarın da nasıl onunla bir anılmak istemiyorsa çoğu islamcı (Haklılar), şimdi Kemalistler de AKP ile anılmak istemiyor (Haklılar). Bense her iki iktidarla da bir anılmak istemiyorum (Haklıyım)

Mesela ABD’li iseniz ABD politikasından da sorumlu olduğunuz düşünülüyor ve bunu Filistin’de İsrail tankıyla ezilerek öldürülen Rachel Corrie bile değiştiremiyor. Her şeye toptan bakılınca uluslara karşı politikalarda böyle toptan oluyor. Toptan iyi ya da toptan kötüsünüz. Toptan politikalar iktidarında perakende yaşamak mümkün mü?
Birazdan anlatacağım; pek övündüğümüz Mevlana’nın Afgan mı yoksa Fars mı olduğu çok tartışılır. Ama bakalım tartışmasız olarak bir Afgan mülteci THY ile sınırdışı edilirken İsveçli genç bir kadın kadar savunmuş muyuz?

Toptancı ülkemde detaycı olmak çok zor elbette, fakat bir yandan da her toptancı dara düştüğünde, (ki mutlaka her toptancı birgün dara düşüyor) detaylı bir şekilde derdinin dinlenmesini istiyor. Son toptancı Adan Oktar’da (tüm yaradılışçılar şöyledir, tüm Evrimciler böyledir ekolü) şimdi bu sıralarda bir detaycı…

Bu yangının kolay kolay da söneceğini zannetmiyorum. Ne itfaiye, ne de aramızdaki deniz söndürebilir mi bilmiyorum?

Türkiye nihayet turizm gelirlerinin önemli bir katkısıyla yaşamını sürdürüyor. Tam teşkilatlı bir fabrikanın en son 2002 de açılan Ford olduğunu biliyorsak, fabrikaların gün aşırı yandığını son bir senede 200 civarında fabrika yangını çıktığını biliyorsak geriye turizm kalıyor ağırlıkla. Ne zaman turizm reklamı yapsak, ne Efes’siz ne Bergama’sız ne Göbeklitepe’siz ne Ayasofya’sız, ne de Sümelasız tanıtım mümkün değil. Nihayet Toki sitelerini gösterip, hadi gelin diyecek halimiz yok. Dışarıya, işte kültürümüz dediğimiz halklara içeride ne söylüyoruz?

Yani bugün gelirimizi sağladığımız, son yangınla nefretin artık iyice olağanlaştığı, çoluk çocuk Yunan halkının alevler içinde kalmasına karşın ‘Yan Yunanistan Yan’ diye sosyal medya kampanyalarının yapıldığı bugünlerde kime ne diyoruz?

1999 depreminde Yunan medyası ağırlıkla dayanışma yazıyorken, ‘Dayan komşu” derken, kan bağışı yapmak isterken ‘’Gavur kanı istemeyiz” diye reddedilmiş, o dönem kana ihtiyacı olmayanlar tarafından kana ihtiyacı olan kaç kişinin ölümüne sebep olunmuştu kim bilir
Kanı istenmeyen Yunan halkından ve kültüründen bugün hala turizm sayesinde geçiniyoruz oysa.
Yemek de kan yapıyor oysa .
İnkar edilse de boğazından geçiyor oysa…
Hiç bir defineci Osmanlı altını aramıyor, ya Ermeni ya Rum altını arıyor oysa.

Son seçimlerin muhalif umudu olarak görülen Muharrem İnce dahi ‘Yoksa adım Yorgo olurdu, Dimitri olurdu…’ diye hayıflanmamış mıydı? O dahi bu topraklarda kim olarak yaşayamayacağınızı anlatıyordu. ”Afedersiniz Ermeni” ve ”Adım Yorgo olurdu” arasında seçenek var mıdır?

Kurtuluş savaşı üzerinde 100 yıl geçse de, yapılan alaycı ve ırkçı tivitler bitmiyor olsa da, savaşa tutuşulmamış kaç devlet vardı? Bir devletle savaşınca o halkla da savaşılmış mı olurdu? Birinci paylaşım savaşında Çar Rusyası ile Osmanlı savaşırken, savaşa hayır diyen Ekim Devrimi Rusyası ile ne oluyordu mesela? Ruslar, İran, Araplar, Avrupa kim vardı toptan nefret duyulmayan?
Kendi bağımsız olmak isteyen, bir diğerinin de bağımsız olmak istemesini anlar doğru bir önerme gibi gözükse de öyle olmuyor. Söylenen hep şu oluyor; ben bağımsız olabilirim sense bana bağlı… Bağlanılmak isteyen, ”ben bana bağlanır mıyım acaba?” diye düşünmediği gibi, kendine bağlanılmayıp insanlar bağımsızlaştığında da kendini bağımlı hissediyor.

Savaşlar bitti denince bitmiyormuş. Geriye kompleks bir duygusu da kalıyormuş.

”Yan Yunan yan” kampanyaları yapılırken aynı Yunan halkı mültecileri çiçeklerle karşılıyordu, kendi ülkemdeyse aşağılamalarla… Savaş olmadığı halde kendimizin Avrupalara nasıl ve niye göçtüğünü yaşamışken, çok değil 20 yıl sonrasında göçmek zorunda kalmanın ne demek olduğu unutuluyor( aslında unutulmuyor, unutulmuş gibi yapılıyor) . Din kardeşiyiz söylemlerinin bile Suriyelilere karşı kendi retoriği açısından hiçleştirildiği bir zaman dilimindeyiz.

Tam bu sıralarda Atina yangınından köpeklerin dahi zar zor kurtulduğu fotoğraflar görürken, gusül abdesti olmayanlar bize hayvan sevgisi öğretemez döviziyle eylem yapılıyordu, Acıgöl ilçesinde çöp arabası presinde öldürülen köpekleri unutmak isteyenler. Oysa ve oysa madem dediğiniz gibi öğrenmek istemiyorsunuz, zaten biliyor olduğunuzu da söylemiş oluyorsunuz. Biliyor olmanız sizi bu bilgi ile hareket ettirmiyorsa, yani köpekler bilginiz dahilinde işkenceyle öldürülüyorsa, aslında bilmiyorsunuz demek değil midir?
Bilmek içinize işlememişse bilgi ne yapsın?

Ve yine aynı anda THY Istanbul seferi yapan bir uçakta genç bir İsveçli kadın Afgan yolcunun sınırdışı edildiğini öğrendiğinde eylem yapıyor ve uçağı gerisin geriye döndürmeyi başarıyordu, ”din kardeşiyiz olmayan” bir ülkede. Türkiyeli yolcularla dolu olması muhtemel olan uçakta dayanışma dolamıyordu bir türlü.

Sosyal medyada kimi Yunan kulanıcılar Türkiye’nin dayanışan tarafını görmeyi tercih etmiş; Türkiye bayrağı ile Yunan bayrağını el sıkışır bir görselle teşekkür etmişler. Onlar bu süreçte bizi böyle görürken biz kendimizin hangi yarısını görüyoruz? Hangi yarımız diğer yarımıza iktidar? Ki gerçekten de tam ortadan ikiye ayrılmış gibiyiz…Bakalım nasıl ve neyle birleşeceğiz. Susarak mı yoksa konuşarak mı?

‘’Yananistan” diye kelime oyunları yaparak eğlense de kimi Türkiye medyası, kelimelerin ustası olan Kavafis İskenderiye’den İstanbul’a uzanan yaşamında yıllar önce söylemiş;
‘’

hiç aklından çıkarma ithaka’yı.
oraya varmak senin başlıca yazgın.
ama yolculuğu tez bitirmeye de kalkma sakın.
varsın yıllarca sürsün, daha iyi;
sonunda kocamış biri olarak demir at adana,
yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin,
ithaka’nın sana zenginlik vermesini ummadan.

sana bu güzel yolculuğu verdi ithaka.
o olmasa, yola hiç çıkmayacaktın.
ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka.

onu yoksul buluyorsan, aldanmış sanma kendini.
geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki,
artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini ithakaların.

Konstantinos Kavafis

Önceki

Tokat'ta kaybolan Evrim belli noktalarda aranacak

Sonraki

Muharrem İnce'den yeni açıklama