Yasa ve düzenlemeler için verilen sözlerin üzerinden bugün itibariyle 62 gün geçti.

Hayvanların sömürülen birer canlı oluşu beni her zaman derinden etkilemiştir.Uzun bir süre
bende kendimi bilmeden sömürüye hizmet etmişim.Bu durumun bilincinde olmamamın esas nedeni bu şekilde ki bir hayatın doğruluğunu sorgulamamam. Öğretilerin ve algıdaki yanlışların sonucu olarak herbirimiz bu sömürüye hizmet etmekteyiz.

Hayvan haklarının tartışıldığı bir panele katıldığım ana kadar bu böyle devam etti. Konuşmacılar içinde ki Zülal Hanım*

Beni gerçekten çok etkiledi. Söylediği ve anlattığı herşey beni bir iç hesaplaşmaya sürükledi.. Hayvan sever olmanın sadece kedi, köpek vs. olmadığını, bunun bir bütün olarak düşünülmesi
gerektiğini vurguladı. Yediğimiz, giydiğimiz, günlük hayatta kullandığımız birçok şey hayvan
sömürüsünü desteklemekte. Bu farklı bakış açısı içinde yer alan gerçeklerin ağırlığı insanı düşündüğü zaman gerçekten çok etkiliyor. Hayvanları yiyerek, varlıklarının herbir noktasını
Kullanarak sömürüyoruz. Oysaki bilim ve tıp bu durumun değişebileceğini bize anlatıyor.
İnsanların hastalıklarını iyileştirmek için yapılan araştırmalarda, deneylerde kullanılan hayvanlar aslında bilime hizmet etmiyor, işkenceyle ölüme terk ediliyor. Neden? Hiçbir canlı insanla eşdeğer bir yapıya sahip olmadığı halde bu deneyler neyi kanıtlıyor? Hiçbir şeyi. Hayvanların vücut yapı ve özellikleri o kadar farklı ki net bir cevap alabilmek imkansız. Olasılıklar üzerinde tartışarak ve denek olmayı kabul eden insanlar sayesinde ilaçlar ortak kullanıma sunuluyor.

Vejeteryan ve vegan olmak işte bu sömürüye karşı çıkmanın bir yolu.Vejeteryan kişi et yemez
Ama vegan olan kişi hayvansal hiçbir maddeyi kullanmaz. Giyim, gıda, temizlik ve kişisel bakım
olarak, aklınıza ne gelirse. Bu gerçekten hem bilgi hemde kişisel terbiye gerektiren bir durum
Ben şahsen önce vejeteryan daha sonra vegan oldum. Vegan olmak müthiş bir huzur. Uygularken zorluklarla karşılaşıyoruz ama o iç rahatlığı gerçekten çok yüce bir duygu. Bir canın benim yaşamım için ölmemesi canının yanmaması gerçekten çok önemli.
••••••••••••••
Son iki hafta içinde geçtiğim ve kaldığım heryeri hayvan hakları bakımından inceledim.
İstanbul’dan Fethiye’ye uzanan yolculuğum sırasında ki gözlemlerim beni hiç memnun etmedi..
Gelibolu, Çanakkale, Ezine ilk izlemlerimin oluştuğu yerler ve maalesef belediye olarak çok duyarsız olduklarını fark ettim. Ardından Balıkesir-Akçay’a doğru ilerlerken
Edremit’e 20-30 mm yakın ormanlık arazide birçok köpeğin varlığını gördüm.Edremit ve Akçay merkezlerinde de yaşayan canlara duyarlı bir hareket(su ve mama verilmesi) göremediğim gibi, sokak canlarının”özellikle köpek” azlığı beni düşündürdü. Aralarda geçtiğim yerlerde güneş altındaki atlar, develer düşündürücüydü.
İzmir Çeşme’ye geldiğimde sokakların hayvanlara oldukça duyarlı olduğunu ve belediyeninde bunu desteklediğini gördüm. Yakınındaki Alaçatı’da fena sayılmaz bir durum
sergiliyordu. Bodrum ve yalıkavakta sokak dostlarımızın hayat buldukları yerlerden fakat fayton olayının olması, duyarlılığın yaygın olmaması beni endişelendirdi.
Son durağım Fethiye’ye geldiğimdede merkezde birçok sokak hayvanının varlığını gördüm. Bu turizm beldelerimiz malumunuz çok sıcak ve su en önemli ihtiyaç. Daha çok su kabı olmalı.
Geçtiğim yerlerdeki gördüğüm canlara elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Sohbet ettiğim kimi dükkan sahipleri bildikleri bazı şeyleri benimle paylaştılar. Yol kenarında iş yapan işletmelerin köpekleri yakaladıklarını karayollarının gelip bu köpekleri götürdüklerini
Söyledi. Bu 5199 a aykırı bir işlem. Buralarda kanun neden geçerli değil? Bu soruların ardı arkası kesilmeyecek belliki. Tüm bunların yanı sıra heryerde inanılmaz bir
kirlilik olması gerçekten hoş değildi. çevre kirliliğinin bu derece artmış olması doğa ve
turizm için büyük zarar.

*Zülal Kalkandelen(Gazeteci, yazar, hayvan hakları ve özgürlüğü savunucusu, vegan

Önceki

Soylu'dan Cumartesi Anneleri açıklaması: Bu istismarın son bulmasını istedik

Sonraki

KDP'den Irak cumhurbaşkanlığı çıkışı