HAYRİ TUNÇ


Sloganlar, siren sesleri, polis anonsları, haykırışlar, feryatlar, sloganlar, polis anonsları arasında geçen günler diyerek anımsıyorum o zamanları.
1995 yılı!
Ömrümün en ağır zamanlarının başlangıcı!
15 yaşındayım, doğum günümü kutladığım akşam, Gazi Mahallesi’nde Alevi kahvelerinin tarandığı haberi düşmüştü ekranlara. Önümde, o gün kestiğimiz doğum günü pastamdan bir dilim vardı. Geceydi. Ekranlarda Gazi Mahallesi’nden kanlı görüntüler geçiyordu. Sabah, okula gitmek için çıktığım evden, Gazi Mahallesi’ne gittim. Günler süren çatışmalar, slogan sesleri, kucağımızda taşıdığımız yaralılar.
O gün, artık çocuk olamayacağımı anlamıştım. Sonrasında Türkiye daha karanlık bir sürece girdi. Gazi Mahallesi’nde belki uzaktan gördüğüm, belki de çatışmaların ortasında yanımda olan birinin kaybedildiği haberleri dolaşmaya başlamıştı. Sokaklara bu sefer bir yoldaşımızın izini sürmek çıkmıştık.
Kahveler, halk toplantıları, aramalar, eylemler, polis saldırıları, yine eylemler, işgaller, sloganlar ve sonunda Hasan Ocak’ın kaybedilmesinden 5 gün sonra, cansız bedeninin Beykoz’da olduğunu öğrendik. Sonra da kimsesizler mezarlığında, üstünde sadece bir numara olan bir mezarda bulduk Hasan’ı.
Birkaç gün sonra, Rıdvan Karakoç’un cansız bedenini bulduk. Rıdvan’ın annesinin çığlıkları hiç gitmedi kulağımdan. O günden beridir her ağıt duyduğumda o çığlıklar gelir aklıma. İki yıl olmadı, Asiye anayı da uğurladık Rıdvan’ın yanına.
Rıdvan’ın cenazesinin bulunduğu zaman başladı Cumartesi Anneleri eylemi. İlk zamanlar çığ gibi büyüdü kitle, binleri bulmaya başladığında polis saldırdı. Anaların çığlıkları, isyanları Taksimin bütün duvarlarına sindi. Bitmeyen bir çığlığın, yitmeyen bir acının sözleriydi gözükenler.
Mevsimler geçti, karlar altında, soğukta, sıcakta, her cumartesi gidildi oraya. Her cumartesi ısrarla yeniden soruldu. Gelenlerde azalmalar oldu, ilk gün gelenlerin bazıları bir süre sonra gelmez oldu. Ama anneler, kucaklarında evlatlarıyla geldiler, her cumartesi kimse gelmese de geldiler. Bazıları yol paraları olmadığı için, bakkaldan borç alıp geldiler. Ama hep geldiler. Gün geçtikçe eksildiler, adalet çığlıkları arasında, anneler evlatlarına, evlatlar kendi evlatlarına teslim ettiler arayışı. 3 kuşak, gerçeğin peşinde büyüdü.
1995 yılı, ömrümün en ağır döneminin başladığı yıl oldu. Cumartesi Anneleri eylemine giden yolda yapılan eylemlerine polis hiç tolerans göstermiyordu. Ancak, Hasan Ocak’ın ailesinin ısrarı bize güç vermişti. O ailenin ısrarlı bir şekilde çocuklarını arama çabası, bizim yoldaşımızı arama çabamıza dönüştü. O çaba, bugün halen yüreğimde ki gerçeği arama ısrarını körüklüyor. Eminim ki, bugün benim gazeteci olarak çalışmalarımda, 1995 yılında başladığım arayışın etkisi çok önemli bir yerdedir.

 

Önceki

AK Parti Milletvekili Erdoğan'dan Brunson iddiası: Eski komutan

Sonraki

Pantolon paçasını kısaltmayan terziye 'cumhurbaşkanına hakaret' gözaltısı