Diyarbakır Cezaevi’nde tutulan tutuklu gazeteci ve ressam Zehra Doğan, ”Aramalarda yazılan, çizilen her şey didik didik inceleniyor. Birçok aramada kendi yaptığım artan atıklardan, kuş dışkısından, regl kanından elde ettiğim boyalara el koyuyorlar” dedi. 

 

Kesinleşen cezası olduğu için Mardin’de gözaltına alınarak tutuklanan gazeteci, ressam Zehra Doğan Gazete Karınca‘dan Neğşirvan Güner‘in sorularını avukatı aracılığı ile yanıtladı. Cezaevinde yaptığı eserlere el konulduğunu söyleyen Doğan, ”Aramalarda yazılan, çizilen her şey didik didik inceleniyor. Birçok aramada kendi yaptığım artan atıklardan, kuş dışkısından, regl kanından elde ettiğim boyalara el koyuyorlar” dedi.

 

Zehra Doğan’ın Gazete Karınca’da yer alan röportajı şöyle: 

141 gün diye adlandırdığınız tutsaklıktan sonra tekrar tutuklandınız, 141 güne 1 yıl daha eklenmiş oldu neler söylemek istersiniz?

Önceki tutukluluğumun ardından araya çok zaman girmeden yine tutuklandın. Şimdi de bir yılımı doldurdum. Zaman su gibi akıp geçiyorsa eğer burada ışık hızıyla geçiyor. Nasıl geçti anlamadım. Sürekli okuyup, yazıp, çiziyoruz. Siyasi tutukluların oturttuğu bir yaşam şekli var burada. Hiç bir anımı değerlendirmemezlik etmiyorum. Her gelen de bu yaşama ayak uyduruyor. Ben de oturmuş bu düzene uydum. Tutukluğuma dair söyleyeceğim tek şey, ülkenin son gidişatıyla beraber ortaya çıkan absürt komedi tadında yönetimin nefret duyduğu binlerce kişiden biri olduğumdur. Bu durumdan dolayı oldukça gururluyum. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki bugünün ‘suçluları’nın yarının haklıları olacakları ortadadır.

Hiç vazgeçmiyorsunuz? Bu inadınızı merak ediyoruz. Buradan doğru şu soruyu yanıtlar mısınız: Sanat sizin için ne ifade ediyor?

Yaptığınız işi çok iyi icra edersiniz, ortaya mükemmel işler çıkarırsınız. Ama bu tek başına yeterli mi? Vazgeçmenin, korkunun, endişenin kıyısına geldiğinizde verdiğiniz karardır önemli olan. Korku önemlidir, korkular ve şaşırmak. Bir şeylere beyinlerinizin hala uyuşmadığının belirtisidir. Asıl mesele korkmana rağmen pes etmemektir. Ben birçok kez inanılmaz korkmuş biriyim. Korkuyorum, korkularım şaşkınlıklarım var. Bundan dolayı da herhangi bir utanma hissi belirmiyor bende. Asıl utandığım şey vazgeçmek olur. Bu yüzden birilerine dair sarf edilen, yazılıp çizilen korkusuz tanımlanmasına katılmıyorum. Dediğiniz gibi vazgeçmemek, kararlı demek daha doğru bir kelime.

Resimlerimi yapmaya devam ediyor olmam belki de tam olarak inattan değil. Asıl inatçı onlar. Böyle saçma bir şeyden dolayı engellemeye çalışmak ahmakça bir inat. Birinin kafasına yastık dayayın sonra da ‘amma da inatçı çıktı, hala çırpınıyor nefes almaya çalışıyor’ demek ne kadar saçmaysa bu da böyle bir şey.

Nefessiz kalan içgüdüsel olarak bir boşluktan sıyrılıp hemen nefes almaya çalışır. Yaşam nefesidir bu çünkü. Benimde nefesim sanattım. Ağzıma burnuma dayadıkları o koca ellerine karşı içgüdüsel olarak çırpınışımdır.

Sanatın ne olduğunu soranlara Picasso ‘ ne olduğunu bilsem kendime saklardım’ dermiş. Ama yine de kendimce bu soruya cevap getireceksem eğer: Sanat hakikatın ta kendisidir, onun yolunda savaşmaktır. İşte bu yüzden ona dair bir tanım yoktur. Çünkü hakikatin kendisi sanattır. Onu yalnızca ona varmak adına yanmayı göze alanlar bilir. Dört kelebeğin hikayesindeki gibi onu sadece dördüncü kelebek anladı, ama o da olduğunu dönüp anlatamadı. Çünkü hakikate eren gerçek bir eren onun ateşinde yanıp dönmeyendir. Benim kıblem sanattır, ama onun ne olduğunu tam olarak söyleyemem. Çünkü bende bilmiyorum.

 

Röportajın tamamı

 

Önceki

Yeniakit bu kez yazarını sansürledi

Sonraki

Kılıçdaroğlu'ndan kurultay açıklaması