HDP’den İzmir milletvekili adayı olduğu dönemde yaptığı konuşma nedeniyle 3.5 ay hapis yatan halk müziği sanatçısı Pınar Aydınlar, cezaevinde kaldığı ilk gün kendisine yemek verilmediğini söyledi.

 

Sanatçı Pınar Aydınlar kesinleşmiş cezası sona erdikten sonra serbest bırakıldı. Cezaevi koşullarını ve yaşadıklarını Cumhuriyet’ten Sibel Bahçetepe’ye anlatan Aydınlar, cezaevini Nazi kampına benzetti. Cezaevinde çıplak aramaya maruz kaldığını anlatan Aydınlar,  ‘kadın doğum doktoruna götürürüz’ denilerek tehdit edildiğini de ekledi.

Aydınlar ile yapılan röportajın bir kısmı şöyle:

Cezaevine ilk girdiğinde neler hissettin?

Ben kendinden emin olarak cezaevine girdim. Çünkü hakkımda yakalama kararı vardı ve Avrupa’dan çıkıp tutuklanacağımı bilerek geldim. İlk alındığımda nezarethaneye götürüldüm, orada yapılan işlemler tabii farklı geldi.O an kendime söylediğim, teselli verdiğim cümlelerim vardı. Sürekli olarak ‘Pınar, vicdanın rahat, başın dik, alnın açık. Bu süreci bitireceksin.’ Bunu kendime hep söyledim. Her zaman ezilenlerin, yoksulların, işçilerin sanatçısıydım, siyaseten de ezilen Kürt halkının yanında durdum, bunların hiç birinden pişman değilim. Cezaevine girdiğim o anda, demir parmaklıkları geçince yani yalnız kalınca, kendime dedim ki ‘Pınar şimdi başlıyoruz ve çok güçlü bir şekilde bu süreci atlatacağız’. Çünkü insanlık onuru her şeyden çok daha değerli, bu onur mücadelem yere düşmeyecek. Ne hücrede, ne de hapiste, ne de sokakta.

Cezaevinde çıplak aramaya maruz kaldın mı?

Çıplak arama aslına her tutukluya uygulanan bir yöntem ama siyasilerin, devrimci tutsakların kabul etmediği bir uygulama. Bunu Bakırköy’de kabul etmedim. Ardından hücreye konuldum, bir anda 8 metrekare içine girdim. Orada böceklerin, hijyen olayının olmadığı bir alanda bir anda kaldım. İlk gün yemek verilmedi. İlk geceyi çok kötü geçirdim. Gece saat 23.00’te bir ses duyduğumda ayağı kalkıp bir olay oluyor sanıyor ve hazır ol psikolojisinde bekliyordum.

Cezaevindeyken en çok neyi özledin?

Özgürlük kadar hiçbir değerli duygu olduğunu düşünemiyorum. En çok çocuklarımı özledim…Yoldaşlarımı, dostlarımı, arkadaşlarımı çok özledim. Bir de bağlamamı alıp türküler söylemeyi, sahneye çıkıp kitleler karşısında, binlerin karşısında türkülerimi söylemeyi o kadar çok özledim ki… Cezaevlerinden, tutuklulardan, hükümlülerden gelen mektuplar bana müthiş destek oldu. Yazarlarımızdan, aydınlarımızdan kitaplar aldım. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ mektup gönderdi. Hiçbir şekilde kendimi yalnız hissetmedim. Ziyaretime gelen CHP milletvekilleri Mahmut Tanal, Onursal Adıgüzel, Ali Şeker, eski CHP İBB Meclis üyesi Hüseyin Sağ’a ve CHP yönetimine sahiplenmeleri nedeniyle çok teşekkür ediyorum. Siyaseten çok büyük bir haksızlık yaşanıyor ve bunun önünde durulmalı. Kime adaletsizlik ve haksızlık yapıldıysa onun yanında durmak önemli.

‘Tahliye olduğumda ilk şunu yaparım’ dediğin ne oldu?

Yaşama dair her şeyi özlüyorsunuz. Bir parça yeşili bile çok görülüyorlar. Beton arasından çıkan ufacık bir çiçek bile gardiyanların tahammülsüzlüğüne uğrayıp kopartılıyor. İnsan toprağı çok özlüyor ve sadece karşında ciddi bir tecrit, gri duvarlar ve betonlar, parmaklıklar var. İnsan yaşamına uygun yerler değil.

Cezaevindeyken seni en çok etkileyen hangi olaydı?

Soma işçilerinin ailelerinin uğradığı haksızlık, o ailelerin feryatları beni çok üzdü. Soma maden katliamı olduğunda oraya ilk gidenlerdendim. Cenazeleri de gördüm, ailelerin perişan halini de. Sonrasında Cumartesi Anneleri’nin yaşadığı saldırı anlarında da kendimi çok çaresiz hissettim. Onların yanında olamamak orada çok ağır geldi.

b

Bağımsız koğuş hiçbir şekilde benim ilkelerimle örtüşmez. İlkelerime, dünya görüşüme aykırı ve çok açık söyleyeyim benim bir rengim ve tarafım var. Ben tarafsız, ortada kalmış bir insan değilim. Ben 105 gün dolu dolu tek başıma hücrede kaldım. Yanımdaki hücrede gazeteci Ece Sevim Öztürk vardı, diğer yanımda YSK İkinci Başkanı Nesibe Özer vardı. Öbür hücrede LGBT’lilerden travesti bir arkadaşımız Esra Arıkan vardı.. Cezanın 3’te birini hücrede geçirirsem denetimli serbestlikten faydalanabiliyordum… Öncesinde aylardır Avrupa’da sürgündeydim…Çocuklarımdan uzaktaydım, bir an önce o süre bitsin diye hücrede kalmayı göze aldım, farelerin büceklerin içinde, en ağır şartlarda, ben hücrede 105 günü bitirdim, sonra denetimli serbestliği alabildim. Eskişehir’de bir hafta tam bir kâbustu. Orada kalınca, o insanların hayatını görünce, çıkarken de resmen Nazi Toplama Kampı’ndan çıkmışım gibi hissettim kendimi.

 

Önceki

Sosyal medya hedef gösterdi, Elazığ'da Suriyeli mülteciler saldırıya uğradı

Sonraki

Akit: Turgay Ciner, Erdoğan'a savaş mı açtı?