Yazar Nurcan Baysal, gazeteci Erk Acarer, Fatih Polat Berlin’de düzenlenen Türkiye’de Basın Özgürlüğü ve Hukukun Üstünlüğü Konferansı’na katıldı. Konferansta Türkiye’deki gazetecilerin yaşadığı baskılar tartışıldı. Nurcan Baysal’ın yaptığı konuşmanın bir kısmının Taz Gazete’de paylaşılması ise gazetecilerin tepkisini çekti. Baysal ise sosyal medyada yanlış anlaşıldığını dile getirdi. 

 

Baysal’ın konuşmasının tamamı şöyle:

Türkiye’de gazeteci olmak çok zor, ama Kürt gazeteci olmak daha zor.
Ben Diyarbakır’dan katılan bir panelist olarak, konuşmamda kısaca Kürt gazeteci olmanın zorluklarından bahsetmek istiyorum:
Bölgede gazetecilere yönelik baskılar çatışmaların ve savaşın boyutuna göre şekilleniyor. 2013 yılında başlayan çözüm süreci ile birlikte, Bölgede çalışan gazeteciler kısmen daha rahat bir çalışma ortamı yakaladılar. O dönem örneğin Rojava’dan Laleş’e birçok yere ben de gittim, hem daha rahat seyahat edebiliyorduk, hem de daha rahat yazabiliyorduk. Çok büyük sıkıntılarla karşılaşmıyorduk.
2015’te PKK ile Türkiye devleti arasındaki barış sürecinin sona ermesiyle birlikte çatışmalar tekrar başladı. Bu dönemki çatışmaların son 30 yıldan bir farkı vardı, çatışmalar kent merkezlerindeydi. Sokağa çıkma yasakları başladı ve buna paralel ölümler başladı. Memleketim Diyarbakır gibi bazı illerde ölü bedenler günlerce yerde kaldı. Korkunç insan hakları ihlalleri ve savaş suçlarına tanıklık ettik.
Çatışmaların başlamasıyla birlikte gazetecilere yönelik baskılar da arttı. Bölgede gazetecilik “terör” ile eş tutulmaya başlandı. Türkiye’de basına yönelik baskıların arttığı dönem sıklıkla 15 Temmuz darbe girişimi ile tarihlendirilse de, Kürt illerinde gazeteciliğin yeniden sert biçimde baskılandığı dönem 2015 yılında çözüm sürecinin sona ermesi ile başlayan süreçtir aslında.
O dönem yaşanan hak ihlallerini belgeleyen Kürt gazetecilerin bir kısmı cezaevinde, dışarıda olanlar da davalarla boğuşuyorlar. Hemen herkesin davası var. Her an cezaevine atılma tehdidi, hepimizin üzerinde bir sopa gibi sallanıyor. Sadece haber ve yazılarınıza değil, sosyal medya paylaşımlarınıza bile dava açılabiliyor. Yerelde savcılıklarda bizleri paylaşımlarını listeleyen bir ekip olduğu benim duyduklarım arasında.
Bunun dışında birçok sorun daha var tabi:
Barış süreci sırasında, o günün nispeten daha demokratik koşullarına göre yapılan haberler ve yazılardan bugün sık sık soruşturma açılıyor. Bazen de sadece o kişi üzerinde baskıyı arttırmak için soruşturma açılıyor. Örneğin bana yazılarımda kullandığım “Kürdistan” kelimesinden soruşturma açıldı.
Kamu kurumları muhalif gazetecilere tamamen kapatılmış durumda. Kamudan bilgi alma olasılıkları Bölgede hiç yok. O nedenle çoğu zaman bilgi kamudan teyit ettirilemiyor.
Bölgedeki gazeteciler aynı zamanda büyük bir ekonomik darboğaz ile karşı karşıya. Bölgede çalışan gazetecilerin maaşları, batıda çalışan gazetecilere göre oldukça düşük, ya da bazen karın tokluğuna çalışabiliyorlar. Emeklerinin karşılıklarını alamıyorlar. Maddi imkânsızlıklar içinde mücadele etmek, bazen yapılan işin kalitesini de düşürebiliyor. Yine maddi imkansızlıklardan dolayı bazen cezaevindeki gazetecilerin duruşmalarını takip etmeye gidilemiyor.
Çoğu zaman özellikle yıkım alanlarında gazetecilerin çekim yapmasına izin verilmiyor, Valilik izni isteniyor. Birçok arkadaşımın haber yerine giderken fotoğraf makinesi, kamera… gibi araç gereçlerini sakladıklarını biliyorum.
Türkiye basınındaki genel kutuplaşma Bölgede de var. Kürt basını çalışanları ve diğer basın kuruluşlarında çalışanlar şeklinde. Bu kutuplaşmanın da etkisiyle farklı örgütlenmelerin çatısı altında bir araya geliyorlar. Bölgede bir Özgür Gazeteciler Cemiyeti var, bir de Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti var. Kutuplaşma ve ayrışma her yerde devam ediyor.
Kısacası Kürt illerinde gazetecilik savaştan bağımsız değil ama savaş görünmez kılındığı gibi, Kürt gazetecilerin sorunları da Batıda görünmez kılınabiliyor. Sesleri daha az duyuluyor. Tüm bu baskı ve imkânsızlıklara rağmen Bölgedeki gazeteciler çok kıymetli bir mücadele veriyorlar. Bizlere de onların görünmez kılınan sorun ve mücadelelerini görünür kılmak düşüyor.
Teşekkür ederim.
Nurcan Baysal
28.11.2018, Berlin

Önceki

Viyadük inşaatında ölen işçiyle ilgili yeni detay ortaya çıktı

Sonraki

İnsan Hakları Belgesel Film Günleri başlıyor