İnsan hak ve özgürlükler noktasında, gücü elinde bulunduranların geniş bir pervasızlık içinde davranmalarının en önemli nedenlerinden birisi, hukuku ve hukukun üstünlüğünü savunmanın olmazsa olmaz muhatabı olan baroların, elini taşın altına koymakta, anti demokratik saldırılara karşı ortak bir duruşu sağlamakta ve adaletin, gücün elinde adaletsizliğe dönüştürülerek bir baskı aracı haline getirilmesine karşı, hukukun ilkelerine dayanan duruşunu ortaya koyamamış olmasıdır.
Her anti demokratik güç, en önce hukuka gözünü diker. Çünkü kim olursa olsun, ne olursa olsun, yaptıklarına meşruluk sağlayacak ve hukuksuzluğu sorgusuz, sualsiz uygulayacak araca ve araçlara ihtiyaç duyar.
Her anti demokratik güç, hukuksuzluğuna meşruluk sağlayacak, kitlelerin gözünü, bilincini ve vicdanını aldatacak bir illüzyonun peşinde koşar ve bu illüzyonu sağlayabilecek tek şeyin “tehdit” algısını yaratmaktan geçtiğini keşfetmesi için çok vakit harcamasına da gerek kalmaz. O devletin tozlu raflarında duran ve ihtiyaç duyulduğunda, günün koşullarına uygun hale getirilmeye bile ihtiyaç duyulmayan, kırmızı bir el kitapçığıdır. (Hoyratlık bu ya, zamanında tüm milletvekillerine dağıtılmışlığı bile vardır.)
“Tehdit” varsa, hukuk rafa kalkabilir, malınıza, mülkünüze el konulabilir, sorgusuz sualsiz tutuklanabilir, işkenceden geçirilebilir, savunma hakkınız gasp edilebilir, hatta ve hatta aylarca, yıllarca mahkeme görmeden cezaevinde yatabilirsiniz.
Gizli tanık, gizli ihbar, gizli bilgi vb denilerek canı okunan muhaliflerin başlarına gelenler ise, hepimizin gözü önünde oluyor.
Siz içeridesiniz.
Sizi savunmak için davanızı alan avukatınız da savunduğu için,
İçerideki avukatın davasını alan ve savunan avukat da,
Ve hatta yaptığı savunmadan dolayı…
Böyle devam ediyor.
Hepsi ve fazlası oluyor mu? Evet.
Bu hoyratlığın kartvizitini cebinde taşıyan, tepe tepe kullanan, zulümle ittifak yapan, buna gönüllü olan kurumlar, sendikalar, partiler, iktidarın “hamili kart yakınındır” imzalı kartviziti ile tüm anti demokratik uygulamaları meşrulaştırmanın gizli, açık parçası, paravanı oldular mı? Evet.
Bunlar, iktidarın gözaltı, tutuklamalar, tehdit vb yöntemlerle boşalttıkları alanları, hızla doldurup, “devletin bekası” adı altında, yapılan tüm anti demokratik uygulamalara, kimi zaman susarak, kimi zaman örtülü, kimi zaman açıkça onay verdiler mi? Evet.
Savunma, kişi hak ve özgürlüklerin ana omurgasıdır ve eğer bu omurga için direnilmez, mücadele edilmez ve hukukun üstünlüğü, dili, sözü, cümleleri üzerine düşen misyonu hayata geçirmekte biraz daha gecikirse, adaletsizliğin kurbanı olmuş/olacak binlerce insanın vebalini üzerinde taşımaktan ve hep ezik, iki büklüm olmaktan kurtulamayacaktır.
Baro seçimleri, işte bu yüzden çok önemli.
Tarihi misyonunu oynayacak, hukukun, adaletin ve savunmanın onurunu koruyacak, hak ve özgürlüklere engel olan her türlü güce, anti demokratik uygulamalara “hayır” diyebilecek, kendi öz gücünü, hukukun üstünlüğü için ortaya koyacak bir anlayışa, vizyona ihtiyaç var. Hem de çok.
Bunun için ise önce kazanmanız gerekir.
Kazanmak için ise hukukun evrensel değerleri etrafında ortaklaşmış yapıların, gücün etrafında öbeklenmiş olanlara karşı, savunmanın onurunu koyan bir birlikteliği sağlaması gerekiyor.
Bunca kötülüğün, vicdansızlığın, nobranlığın, riyakârlığın ve zulmün karşısında tutunabileceğimiz tek şeydir ADALET duygusu.
İstanbul Barosu eski başkanlarından Ümit Kocasakal’ın, adaylardan Mehmet Durakoğlu’nu desteklediğini ilan edip, arkasından “ Herhangi bir fikri ve ilkesel temele dayanmayan adaylıklar ve buna bağlı bölünme görüntüsünün, baroyu ele geçirme özlemi içinde olanlarda bir umut yaratabileceği ve hoş olmayan durumlara yol açacağı kaygısını taşımaktayım” şekline bürünen, dilindeki iktidar tıslaması, sanırım herkesin kulağına ilişmiştir,
(Bkz, cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1112410/Baroda_secim_zamani__Adaylar_kimler_.html)
“bağzı gruplar”, “baroyu ele geçirme özlemi içinde olanlar”, “hoş olmayan durumlara yol açabilir” sözlerini alıp, iktidarın en tepesindekinin ağzından çıkanlarla eşlerseniz, hiçbir fark bulamazsınız.
Herkes kendi iktidar alanını yönetmek için “tehdit” algısına sarılmakta ve küçük reisler olarak poz vermekten geri durmamaktadır.
“Tehdit” ve telaşın bu kadar açık ilan edilmesini önümüze koyarsak eğer, hukukun evrensel ilkeleri temelinde bir araya gelecek olanların birlikteliği, dünyanın en büyük barolarından biri olan İstanbul Barosunu, kendi öz gücüne yeniden kavuşturabilir.
Fikret İlkiz’in önerdiği “Baro Meclisi” hem hantallığı, hem demokratik katılım önündeki bürokrasiyi, hem de tek adamlık anlayışı olan benmerkezciliği ve onun yarattığı şekilsizliği önemli ölçüde kıracaktır.
“Baro Meclisi” anlayışı, sol, demokrat ve “adalet” diyen birçok kesimin, üzerinde ortaklaşabileceği, birlikte çalışabilecekleri ve “BİZ” anlayışını hâkim kılarak, kaybedilen, içi boşaltılan zeminlerin, yeniden içini doldurarak, savunmanın asla yalnız olmadığı duygusunu tekrar kazandıracaktır. Bu duygunun dalga dalga demokratik tüm kurumların üzerine dökülen ölü toprağını da dağıtacağını söylemek abartılı olmayacaktır. Bu yanıyla bazen tek bir kazanım, her şeyin başlangıcı olabilir.
Dünya’nın en büyük barosundan biri olan İstanbul Barosu’na, tek adam rejiminin deli gömleğini giydirmesine gönüllü olanlara karşı, adaleti ve hukuku kuşanarak çıkanların birlikteliği, demokrasi mücadelesi için bir dönüm noktası olacak şimdi.
Başarılamazsa, bu istemediğimiz için olacak.
Gerçekliğimizin bir turnusolü de olacak aynı zamanda.

Önceki

Konsolos görevden alındı, hakkında da soruşturma başlatıldı

Sonraki

Biz gazeteciler biraz 'mızmız'lanıyor muyuz? - ANALİZ