Neredeyse son iki-üç senedir böyle. Aslında Gezi’den beri böyle. O ana kadar gündemi belirleme yeteneği AKP ve özellikle Erdoğan’da iken artık gündemi muhalefet belirliyor. Objektif olarak; gündem belirleme yeteneğini bir düzeyde etrafındaki ‘entelektüelleri’ kaybedince kaybetti iktidar. O entelektüelleri eleştirmek (yetmez ama evet tartışması şu anın konusu değil) ayrı bir konu.
Muhalefetin direnci kadar, etkili olan durumlardan biri de buydu.

Tam da bu yüzden, yeniden ve yeniden Bülent Ortaçgil, Haluk Levent vs. duyuyor, duyduruluyoruz. Fakat insanlar çoktan ‘yeter ve hayır’ demiş olduğu için durum değişmeyecek ve asla geriye dönmeyecek. Çünkü muhaliflerin sosyal medyada en çok paylaştığı şeylerden biri de Einstein’in ”Delilik: Hep aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemek ahmaklıktır!” aforizması.

Sıraya girerek hep aynı şeyi yapanlar dertlerini Einstein’a anlatırlar artık.

Hatta bir dönem, yani iktidarın kendine yakın entelektüelleri kaybetme aşamasında ‘seçime girin de yüzdenizi görelim’ mealinde demeçlerini de hatırlıyorum. Şimdi onlar da anlıyordur, her şey seçime girip şu kadar yüzde almakla alakalı değil. Ki Galileo bildiğiniz gibi sadece kendini inandırabilmişti.

Her şeyi bir çoğunluk olma, seçimi kazanma üzerinden açıklayınca; seçimleri kazandığım halde neden gündeme hakim değilim diye sorar durursunuz.

Seçimi kazandığınız halde, son seçimlerde olduğu gibi neden cansızım diye sorar durursunuz.

Bu aynı zamanda muhalefet içinde geçerli elbette. CHP yüzde yirmi bir ince 31 aldığı halde insanlara değil parti içine gömülürken ilk seçimde yüzde 9.5 alan İYİ Parti bile kendi iç sorunlarından çıkamaz 9.5 a dahi burun büker hale gelir.

İktidarla aynı anlayışın muhalefetteki yansımaları bunlar.

Her şeyi çoğunluk olmak, kazanmak ile açıklama eğilimlerinin sonuçları bunlar. Oysa, hadi dinler tarihi açısından konuşsak bile Hz. İsa en fazla kaç Hristiyan tanımıştır ömründe, ki bir de son yemek varken…

HDP geleneğinin ise 90larda baskı ortamlarında dahi yüzde 2 aldığında halaylar çektiğini hatırlıyorum. Sonra neredeyse her seçimde yüzde bir bir, adım adım, sıçrayarak değil tek tek çıktı merdivenleri. İşte bu yüzden geri düşmüyor. Her merdivende durarak, idrak ederek, tartışarak sağlamlaşıyor. Diğerleri ise beşer onar atladığı merdivenlerde dengesini kaybedip duruyor. Hızla çıktığın merdivenlerden hızla düşmen de olası. Alışınca birden bire yükselmelere birden bire düşmelerde olur elbette. Hele bir de anlayamazsan o yükselme neyin sonucuydu, neden böyle oldu diye ancak düşünce idrak edersin. Mesela ANAP, DYP nasıl da basamakların tamamını birdenbire düşmüştü. HDP geleneği ne çok iktidar partisi eskitti değil mi?

Neyse, uzun zamandır iktidar muhalefete bakıyor. Muhalefet dediğimse HDP. Çünkü seçim sonuçlarını CHP kabul etti ve içine döndü, İYİ Parti kabul etti ve içine döndü. AKP ise bir türlü kendine dönemedi daha. Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘HDP’yi meclise taşıyanlardan hesabını soracağız’ diyerek hala seçim sonuçlarını kabul edemediğini anlatmış oldu.

Üzerine çok konuşabiliriz, hakim olduğunuz devletin dahi seçimlere girebilir diye logosunu bastığı bir partiye oy vermeyelim diye mi basılmıştır seçim pusulaları diyebiliriz ama bu zayıf bir argüman olur. Devletin mecliste grubu olduğu için maddi yardım yapmak zorunda olduğu bir partiye biz oy verince mi böyle oldu da denebilir, fakat bu da zayıf bir argüman olur.
Tercih benim, sanane. Çocukça söylenmiş bir sanane bazen en güçlü argüman olur.

Yüzde 12 almış bir HDP’nin sürekli gündemde olmasının bir nedeni var elbette. Çünkü HDP sakince duruyor durduğu yerde. Ne beylik bir söz ne de bağırış çağırış. HDP durdukça durduğu yerde AKP duramıyor bir türlü durduğu yerde. Artık onun baraj altına düşmeyeceğini herkes gibi AKP de biliyor. Düşünsenize bir de gerilimin olmadığı, sakince herkesin konuşabildiği derdini anlatabildiği bir seçime gidilse ne olacak? HDP’nin Millet ittifakı’nın da Cumhur ittifakı’nın da dışında olması, dışa atılması onu dışta bırakamadı bir türlü. Ve dışta olan öyle büyüyor ki ‘ çte’ olanı içine almaya başladı. Öyle ya da böyle düne kadar solun merkezi CHP’ydi ama bu böyle değil artık. HDP’nin artık solun merkezi olduğunu ona saldıran kimi ‘sol’ ekollerde bildiği gibi halklar da biliyor. Ve HDP hiç CHP’ye benzemiyor, en tehlikelisi de bu işte. Kritik aşamalarda sözünden caymıyor. İlkeli davranıyor. Ve ilkeli davranmak kısa vadede sorunlu durumlar yaratsa da uzun dönemde nihayet insanlar anlıyor. İlkelerimden vazgeçeceğime cezaevine girerim diyenler cezaevinde de gayet ilkeli duruyor. İşte sorun bu. İlkeli olmanın değerli olduğu bir dönem başlıyor…

Ve bu durum ilkesiz herkesi deşifre edeceği için ilkesizlerin asabını bozuyor.

CHP yönetimi açısından değil ama objektif olarak: Eşitlikçi Kemalistler CHP ile ilgilenmediği oranda canlı ve mücadeleci. Sosyal medyada gördüğüm canlılıklarını sokakta da, günlük yaşamda da görüyorum. CHPsizlik insanları kendi kurtuluşumu kendim sağlayabilirim gerçekliğine de itiyor.
Geçmişten daha farklı olarak, Hdp’li olduğumu bilen Chpliler açık ve dayanışmayla konuşuyorlar. Ancak bu Chp yönetimi için böyle değilken, millet sokakta demokratik ittifakını sürdürüyor hâlâ.

Ben bu satırları yazarken tam şu anda İsrail’İn başkentinde, Tel Aviv ‘de eşitlik isteyen Yahudiler ve Filistinliler beraber miting yapıyor.
“Yahudi ulus devlet” yasasını; İsrail’i Yahudi halkının tarihi vatanı olarak tanımlaması ve ülkenin kaderini tayin etme hakkının sadece Yahudilere ait olduğunu belirttiği için ayırımcı bularak protesto ediyorlar.
İsrail’in başkentinde ‘tek ulus, tek dil’ üzerine kurulu olmayı reddediyorlar.

Çoğu zaman, meseleleri zayıf olanların direnci kadar, güçlü tarafta olanların eşitlikçi, özgürlükçü tutumu çözer.
Süleyman Soylu seçimlerden önce ‘HDP diye bir parti yok! demişti. Şimdi ise olmayan HDP’yi Meclis’e taşıyanlardan, oy verenlerden hesap soracağız deniyor. Olmayan partinin olmayan 6 milyon seçmeni için olan hapishaneler geliyor belli ki.

Hakllık güçlü olanların arasına da sızdığında sistem çözülür. İşte bu yüzden sistem güçlü tarafta olanların, ‘zayıf’ olanlarla eşitlikçi ilişkisinden hep tedirgin olur. HDP olmasaydı Kürtleri ne güzel yönetirdim diye, eşitlikçi Kemalistler olmasa CHP’yi ne güzel yönetirdim diye hayaller hayaller…

Önceki

‘Boa' yılanı güvercini yedi

Sonraki

Eskişehir'de bir kişi adliyede intihar etti iddiası