Genç işçileri yıpratan ama kendisi her zaman ‘genç’ kalan bir sektör hizmet sektörü… 

 

Ceren Karlıdağ – İSTANBUL / İstanbul’da yaklaşık 2 yıl önce kurulan Genç İşçi Derneği, bu zamana kadar sendikalar tarafından yeterince örgütlenme yapılmamış olan hizmet sektörüne yeni bir soluk getiriyor. Dikey değil yatay bir örgütlenmenin hakim olduğu ve doğrudan demokrasi ilkesi ile faaliyet yürüten dernek, hizmet sektöründe çalışan işçiler için bir öz örgütlülük oluşturmayı amaçlıyor. Derneğin, geçtiğimiz aylarda yaptığı ankete göre üniversite öğrencilerinin yüzde 35’i hem okuyor hem çalışıyor. Bu öğrencilerin yarısından fazlası ise hizmet sektöründe çalışıyor. Yine dernek tarafından yapılan bir ankete göre mevcut Türkiye şartlarında okul bittikten sonra iş bulamayan bu gençler hizmet sektöründe çalışmaya devam ediyorlar. Peki ekonomik krizin cep yakmaya devam ettiği Türkiye’de hizmet sektörü nasıl ayakta kalıyor? Sorunun cevabını dernek üyelerinden Furkan Çelik yanıtlıyor. Çelik’e göre hizmet sektörü sömürü düzenin en had safhada olduğu sektör; iş yoğunluğu işçileri yıpratıyor, yıpranan işçi işten ayrılıyor ve sektör kendisine hemen yeni bir işçi bulabiliyor. Böylelikle sektör her zaman ‘genç’ kalıyor.

Furkan Çelik

Sektör, sırtını işsiz ve genç nüfusa dayayarak güçlü durmayı başarıyor. Fakat, bu sektörde çalışan işçiler nasıl ayakta kalıyor? Tam da bu noktada Genç İşçi Derneği’nin devreye girdiğini dile getiren Çelik, en büyük amaçlarının hizmet sektöründe çalışan işçiler arasında bir dayanışma ağı kurmak olduğunu söylüyor. Çelik’e göre, mevcut sendika veya dernekler sadece politik açıdan örgütleme yapıyorlar. Fakat, önemli olan yaşamsal örgütlenmenin de ayağını kurabilmek.

Çelik, bunu şu sözlerle açıklıyor:
“Biz dernek olarak yaşamımızı da örgütlemeye çalışıyoruz. Örneğin kendi aramızda dayanışmayı en yüksek perdeden oluşturuyoruz. İleride bunu daha da büyütmek için dernek üyesi işçiler arasında çeşitli kollektifler ve kooperatifler kuracağız. Krizin daha üst boyuta geldiği dönemlerde de önemli olan bu olacak.”

 

AVM’de çalışan işçiler modern fabrikalara benziyor
Derneğin, bu sıralar yürüttüğü en önemli çalışmalardan biri AVM’ler üzerine. Çünkü onlara göre AVM, bünyesinde çalıştırdığı işçi sayısı ve koşulları nedeniyle modern fabrikalara benziyor. Çelik, derneğin düzenlediği bir anket çalışmasından yola çıkarak, hizmet sektörünün zorluklarından şöyle bahsediyor:
“10 sene hizmet sektöründe çalışan işçilerin yüzde 85’i, iki sene boyunca düzenli bir yerde çalışamamış. Yani her zaman sektörün içindesiniz ama bir yerde sabit kalamıyorsunuz, çünkü koşullar çok ağır. İki ay bir cafede çalışıyorsunuz, daha sonra koşullar daha iyi diye başka bir yere gidiyorsunuz. ‘Aa, bak orada koşullar daha iyi’ cümlesi de bu sektörde çalışanlar için şehir efsanesi. Örneğin bir fast foodcuda bir sene çalışamazsınız. Çünkü yemeğinizi de orada fast food olarak yiyorsunuz. Bir sene sadece bu şekilde beslenen bir insanın sağlık sorunları olur. Patron da zaten 2 ayda yıpranmanızı ve yerinize yeni elaman almayı hedefliyor.”
Hizmet sektörünün her dönem krizler karşısında çözüm gibi göründüğünü ifade eden Çelik, “Mevcut krizde hizmet sektörü işçi istihdamından nemalanıyor ama bu kez durum farklı. Çünkü asgari ücret dolar karşısında erirken hizmet sektörü de durumu kurtaramaz” diyor.

Yaklaşık 6 aydır fast food ürünler satan bir işletmede çalışan Atakan Polat ise, iş yerinde yaşadığı sorunları şöyle anlatıyor: “Hizmet sektöründe çok sayıda sorun var. Öncelikle fazla mesai… Fazla mesailer hiçbir şekilde ödenmiyor. Gün içerisinde mobing çok yoğun. Hiç oturmuyoruz. Sadece molanda oturabiliyorsun. İşe geliş gidiş saatleri çok esnek. Ya erken çağırıyorlar ya da geç gönderiyorlar. Genel olarak bu sorunların çözümü için bir şey yapılmıyor. Çünkü çalışanlar uzun süreli dayanamıyorlar. Bazen 8 kişinin yaptığı işi erkesi gün vardiyada 3 kişi yapmak zorunda kalıyor. “

Atakan Polat

Bu kadar soruna rağmen neden sendikaların bu alanda ciddi çalışmalar yapmadığına dikkat çeken Polat, bu durumu şöyle açıklıyor: “Bu sektörde milyonlarca çalışan var ama çalışanlar her yerde kısa süreli çalıştığı için sendikalar bu alana girmek istemiyor. Halbuki sektör çok geçici gibi gözükse de bu sektörün içerisinde farklı farklı bir ton alanda çalışıyor işçiler. İş yerleri ya da yaptıkları işler değişiyor fakat sektör dışında bir çemberin dışına da çıkamıyorlar.”
Bir anarko-sendikal bir çalışmanın da önü ayağı olmak istediklerini belirten Polat, “En büyük hayalimiz sistemin ortadan kalkması. Ama bunu hayal edebilmek için örgütlü olmak gerekiyor. Buradan İsviçre’ye gidip hamburgerci olsak da aynı Suudi Arabistan’a gitsek de… Her zaman sen çok çalışırsın patron senden daha çok kazanır” diyor.
Kapitalizmin tüketim anlayışına karşı örgütlülüğün önemine dikkat çeken Polat, son olarak şöyle diyor:
“Sistemin karşısında yalnız kalmamak gerekiyor. Bize mail yoluyla, internet sitelerimizden sosyal medyadan ulaşabilirler. Bireysel olarak bölgelerde örgütlenmek isteyenlerle dayanışma kuruyoruz. Yalnız olmak bazı yerellerde zor oluyor ama onu da aşmaya çalışıyoruz. Derneğimizin temel ilkelerine uymak, hiyerarşi ve iktidar ilişkisi yaratmamak kaydı ile her kimlikten işçi bize katılabilir.”

Önceki

Sezai Temelli'den özeleştiri açıklaması

Sonraki

''Katar Türkiye'nin birkaç farklı şehrinden arsa satın alacak''