Cumhuriyet yazarı Yazgülü Aldoğan Hazine ve Maliye Bakanlığı’na danışmanlık hizmeti verdiği açıklanan uluslararası yönetim şirketi McKinsey şirketinin hangi şartlarda hizmet verdiğini tanımladı.  “Para kazanmadan kredi kartının harcanması, borcun bir kısmının ödenmesi ardından hiç ödenememesi. Bunun sonucunda bloke konulan hesabı açtırmak için borç almak, işte tam da bu süreçte müdahale edilerek icra gelmesi” şeklinde özetledi.

 

Gelinen noktada ne fabrika ne milli varlık bulunduğunu savunan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Yazgülü Aldoğan, kalan ne varsa sattırılacağını kaydederek, “Dolmabahçe Sarayı bile gidebilir bu gürültüde! Acı olan, bunun çare olmayacağıdır. Acı olan, bu yanlışı yandaşlarının görmeyeceği, tam tersine “Bizi bu durumdan REİS kurtarır” diye ipine daha çok sarılacağıdır” dedi.

Yazgülü Aldoğan, “Mriz yok ama kriz çok fena belimizi büktü” başlığıyla yayımlanan yazısında şu noktalara dikkati çekti:

“Borç alıyorsun da ödemesi var bunun. Bir taraftan da atıp tutuyorsun içeride: “Dünya bizi kıskanıyor. Biz şahaneyiz. Kriz mriz yok.” Mriz yok ama kriz büyük. Yandaşı “Reis bir tane” diyor başka bir şey demiyor ama pazarda bile domatesin 9 lira olduğunu görünce gözü açıldı. O kadar ki vatandaş düğünde taktığı çeyrek altını, “Ben de düğün yaptım, ne düğünüme geldi, ne altın getirdi, geri versin o zaman altınımı” deyip icra yoluyla geri aldı, böylesini ilk kez duyuyoruz!

Borcu borçla ödemek
Bu arada 20 milyon kişiye dağıtılan sosyal yardımlar da bayağı yük olmaya başlamıştı, ufak ufak kesiyorlar. 29 Ekim’e yetişsin diye köle gibi çalıştırdıkları işçiler isyan etti, başlarındaki sendikacıları hapse tıktılar. Okullar açılalı 15 gün oldu, daha kitaplar dağıtılamadı. Kâğıt yok çünkü. Kâğıt fabrikasını da kapamışlardı. Elektriğe, doğal gaza üç ayda üç kez zam geldi, kışın kapı çerçeve yakacağız herhalde. Ekonomi işlerinden, devletin ekonomiyi nasıl yönettiğinden çok anlamayabilirsiniz, ben de çok anlamam. Ama hesap basit: para kazanmıyorsun ama kredi kartlarına abanıp olmayan paranı harcıyorsun. Önce en azını ödemeye başlıyorsun, sonra onu da ödeyemiyorsun. Kartın bloke. Hesabın bloke. Elin böğründe kalıyorsun. Borcu ödemek lazım. Borç alacaksın. Ama güvenmiyorlar artık sana. Becerememişsin çünkü. Ve senin yerine onlar yönetmeye başlıyor hal ve gidişini. Önce şu hanımın altınlarını, ziynetlerini sat diyorlar, sonra oturduğun evi, başka bir semtte kiraya çık. Oğlanı paralı okuldan al. Kıza düğün müğün yok. Sata sata, küçüle küçüle, bir de bakıyorsun ki elde avuçta bir şey kalmadığı gibi, durumun da düzelmemiş, ancak borcu hafifletmişsin. İşte bu McKinsey hikâyesi böyle bir şey. Zaten bunlar özelleştirme adı altında ne fabrika bıraktılar ortada, ne milli varlık. Şimdi kalan ne varsa onu sattıracaklar. Dolmabahçe Sarayı bile gidebilir bu gürültüde! Acı olan, bunun çare olmayacağıdır. Acı olan, bu yanlışı yandaşlarının görmeyeceği, tam tersine “Bizi bu durumdan REİS kurtarır” diye ipine daha çok sarılacağıdır. Acı olan sözüm ona muhalefetin, buna karşı yapa yapa birkaç soru önergesi daha vereceği ve tweet atacağıdır. Acı olan bu dayattıkları yeni rejimde karşı çıkma yollarının kapanmış, yargının ve medyanın büyük kısmının ele geçirilmiş olmasıdır ki bu durumda ne meseleyi anlatabiliyoruz, ne dur diyebiliyoruz! Halay çekmekten başka çare yok. Ne demiş halkına zulüm eden kral, vezirin “Efendim herkes zil takıp oynamaya başladı” uyarısı üzerine: “İşte şimdi tehlike başladı!”

Önceki

Hastane de konkordato talep etti

Sonraki

Yenişafak yazarı bu yazıyla veda etti