Gezi direnişinde basına dönük başlayan değişim, dönüşüm ve el değiştirme devam ediyor. 

AK Parti iktidara geldiği ilk günden bu yana en büyük muhalif olarak kendine medyayı seçti. Bazen baskılarla, bazen gözaltılarla, bazen de gazete patronlarına verilen talimatlar ile medyada muhalif olan isimler tek tek kovuldu. Gezi süreci ile birlikte bu işlem level atladı ve çok sayıda gazeteci çalıştığı kurumdan çıkarıldı. Gazeteci Mustafa Hoş bu süreci baştan sona anlatıyor. O yüzden o detaylara girmeye gerek yok. Fakat bu bilinmeli ki Gezi sürecinde gazeteciler işsiz kaldı fakat çok sayıda gazeteci de susarak ödüllendirildi.

Baskı bununla sınırlı kalmadı tabii. OdaTv, KCK operasyonları ile onlarca gazeteci gözaltına alındı, tutuklandı, serbest kaldı ve halen yargılanıyor. Hem de cemaat tarafından yazılan iddianameler ile.

Çözüm süreci sona erdikten sonra yani 2015 yılında ise bu kez Kürt gazetecilere dönük operasyonlar hız kazandı. Bölgeden haber aktaran hemen hemen bütün gazeteciler gözaltına alındı, tutuklandı, cezaevinde kaldı ve halen cezaevinde tutulmaya devam ediyor.

15 Temmuz 2016 yılında gerçekleştirilen askeri darbe girişimi ile birlikte ise gazetecilere dönük büyük operasyon başladı. Muhalif olan bütün gazete ve televizyonlar, radyolar, ajanslar kapatıldı. Hatta çocuk kanalı bile. Sonrasında açıldı tabii. AK Parti kapatamadığı gazetelere de içerden operasyona başladı. Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan operasyonda, Aydın Engin bile sabah saatlerinde gözaltına alındı. Cemaat tarafından sahte delil ve kumpaslar ile gözaltına alınarak tutuklanan Ahmet Şık da bu süreçten nasibini aldı.

Bu sürecin ardından çok sayıda meslektaşımız da yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Mesleklerini orada sürdürmeye çalışıyorlar.

Sözcü bu sürece biraz uzak kaldı. Kapatılan gazete ve televizyonlar için ‘terör’ sözcüğünü kullanmaktan kaçınmadı. Fakat 6 ay sonra bütün ajans, gazete ve televizyonlar ‘Sözcü’ye terör operasyonu’ başlıklı haberi geçti. Terör Sözcü olmuştu. Fakat gazeteciler anaakım hariç, Sözcü muhabir ve yöneticilerin gazetecilik yaptığını savundu, savunuyor.

Süreç bununla sınırlı kalmadı. Bu kez de maddi operasyon başladı. Ziraat Bankası kredisi ile Doğan Medya satın alındı. Önce muhalif bütün isimler tek tek çıkarıldı, sonra da gazete ve televizyonlar olması gereken formata geri döndü.

Peki bu süreçte bir avuç medyaya ne oldu?

Halen mesleğin onurunu savunan gazeteciler, mevcut ajans, gazete ve internet sitelerinde yazmaya devam ediyor. O ajans ve gazetelere her gün yeni isimler katılıyor. Bu isimlerin çoğu da yaşanan tenkisatta sessiz kalanlar. Yani arkadaşları çıkarılırken susanlar ve çıkarıldıktan sonra sesi en gür çıkanlar.

Peki bu kadar büyük bir duvarı küçük dereler yıkar mı?

Elbette yıkar. Muhalif basın, her gün binlerce kişiye gerçekleri aktarmaya devam ediyor, edecektir de. Fakat belli değişimin orada da hissedildiğini duyar gibi oluyoruz. Anaakımda devam eden kısmi sorunları buralarda da hissetmek mümkün.

Peki medyanın durumu ortadayken, gazeteciler işsizken, meslektaşlarımız halen cezaevindeyken ‘mızmızlanmak’ biraz lüks gelmiyor mu?

Önceki

İstanbul Barosu seçimleri ve Adaleti Kazanmak - Akın Olgun YAZDI

Sonraki

Hapis cezasına çarptırılan Bekir Kaya: Arkadaşlarımıza adil davranın